Geçmişten Günümüze Özlü Hikayeler

Konusu 'Resmi Forum Oyunları' forumundadır ve VALEYARD tarafından 30 Kasım 2016 başlatılmıştır.

Değerli forum kullanıcıları,

Bu forumda aktif olabilmen için öncelikle oyun hesabına giriş yapman gerek, aksi taktirde foruma ulaşamassın. Eğer oyun hesabın yok ise, lütfen kendine yeni bir hesap aç. „Oyun için tıkla“
  1. VALEYARD

    VALEYARD Guest

    Merhabalar herkese,

    Yeni bir forum oyunu ile sizlerleyiz :)

    Bu oyunumuzda geçmişten günümüze özlü hikayeler yazıyoruz.

    Yazacağınız hikayeler kısa ve öz olmasına özen gösterelim.

    Örnek olarak ilk hikayeyi ben yazayım.


    Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı...
    Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş.
    Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki ...

    Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona
    -Şu karşı ki dağda yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.
    Zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş .. Bilge “sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş . Adam kabul etmiş. Bilge bir kaşık vermiş adamın eline ve içine de zeytinyağı doldurmuş.
    - Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel yalnız dikkat et, kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
    Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş "kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?"
    Adam şaşkın...
    - Ama ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki ...
    - Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş yaşlı bilge.
    Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü güzelliklerle büyülenmiş.. Geri geldiğinde bilge adama "bahçe nasıldı" diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş "ama kaşıkta hiç yağ kalmamış" demiş ve eklemiş:
    - Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın... Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır. Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli.
     
    Moderatör tarafından en son değiştirilen: 1 Aralık 2016
  2. .BEYAZ.

    .BEYAZ. Guest

    İlk mesaj benden gelsin o zaman :)

    Akrep

    Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışırken yanına bir akrep gelir. Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını akrebe uzatır ama akrep onu sokar. Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.
    Yakınlarındaki başka biri ona, sürekli onu sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler. Ama Hintli adam şöyle der:
    Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?
     
  3. anakin5555

    anakin5555 User

    Bir gün uçan bir kartal mızrak ile vurulur. Mızrağın ucundaki tüyün kendi tüyünden olduğunu anlar. Yere kanlarla düşer. Son nefesinde:
    Ne yazık ki diye inledi.
     
  4. Uzak şehirlerden birinde Veli adında küçük bir çocuk varmış. Veli ismindeki bu küçük çocuk gittiği her yerde “ben aslında bu kadar küçük bir çocuk değilim. Ben kocaman bir dev adamım.” diyormuş. Anne ve babası bu sözleri önemsemiyor gülüp geçiyorlarmış. Velinin arkadaşları da bazen ürkseler de onunla dalga geçip oyun oynamaya devam ediyorlarmış. Arkadaşları ne kadar dalga geçerse geçsinler veli kendisinin gerçekten bir dev olduğuna inanıyormuş. Bu yüzden de etrafına ve arkadaşları olan çocuklara zarar vermemek için oyuna çağrıldığında gitmek istemiyormuş.
    Çünkü dev halinin ortaya çıkıp çocukları incitmesini ve onları üzmesini istemiyormuş. Ancak birçok zaman o çocuklar gibide küçük bir çocuk olmak ve o çocuklarla boş arasada oyunlar oynamak istiyormuş. Bazı zamanlarda bu oyun oynama isteğini yenemiyormuş. Koşup onlara katılıyor ve saatlerce dev olduğunu unutarak gönlünce oynuyormuş. Sonra yine dev olduğunu hatırladığında da arkadaşlarına bir zarar vermediği için kendi kendine mutlu oluyormuş.
    Arkadaşlarına karşı da bu kadar hassas olabildiği için kendisini tebrik ediyormuş. Kolay bir şey değil tabi ki o devasa ellerle arkadaşlarını ebelemek, arkadaşlarının ellerini sıkarken onlara zarar vermemek hiçte kolay değil. Arkadaşlarına sarıldığında onların kemiklerini kırmamış olmak kendi adına büyük bir başarı tabi ki, arkadaşı olan o çocukları sarılıp öptüğünde yanaklarına zarar vermemiş olmak kolay bir iş mi sanki? Küçük Veli her gece yatağına uzandığında tüm gününü düşünerek hem kendiyle gurur duyuyor hem de oldukça güzel bir uyku uyuyormuş. Koca bir dev olup da insanlara zarar vermemek çok önemli bir konuymuş ona göre.
    Günlerden bir gün yine mahallenin çocukları ile oyun oynamaya kaptırmış kendini. Küçük bir çocuk ceviz ağacına tırmanmış. Sonrada aşağı inmeyi beceremeyen bu küçük çocuk ağlamaya başlamış. Velinin arkadaşları “haydi Veli hani sen kocaman bir devdin indir onu aşağıya” demişler. Veli yukarı uzanmış ama bir türlü yetişememiş. Sonra tekrar uzanmış yine olmamış. Veli bir türlü çocuğu ağaçtan aşağıya indirmeyi başaramamış. Kendi de çok şaşırmış durumuna. “Neden böyle oldu ki” demiş kendi kendine. “Ben aslında kocaman bir devim. Böyle olmamalı ” demiş.
    Diğer çocuklar dalga geçer gibi “sen bir dev değilsin. Dev olan biri hemen çocuğu ağaçtan indirirdi.” derler. O zaman Veli bu duruma sevinsin mi ağlasın mı bilememiş. Annesi ile babasına anlatmış. Onlarda ” bak demek ki bir dev değilsin. O zaman arkadaşlarınla daha rahat oynayabilir ve istediğin kadar gezebilirsin.” demişler. O da artık kocaman bir dev değil de küçük bir çocuk olduğunu anlamış ve bu duruma alışmaya çalışmış. Bir kaç gün içerisinde de alışmış zaten dev olmadığına. Arkadaşları gibi sıradan ve mutlu bir çocuk olmaya başlamış. Arkadaşları da velinin doğruyu anlamasına sevinmişler ve onu daha çok aralarına almışlar. Eskiden söylenen şeyleri daha fazla konuşmamışlar. Bazı zamanalar Veliye takılsalar da çok fazla Velinin üzerine gitmemişler.

    Günler geçmiş Veli iyice dev olduğunu unutmuş ve oyun oynarken biraz oyunun dozunu kaçırmış. Arkadaşlarını öperken onlara sarılırken daha sert olmaya başlamış. Artık arkadaşları ile eşit olduğu için çok fazla nazik olmasına gerek yok diye düşünüyormuş. Çocuklar bu sertlikten şikâyetçi olup Veliyi anne ve babasına şikâyet etmişler. Annesi ve babası Veliyi uyarınca veli yine düzelmiş. Çünkü arkadaşlarını kaybetmek üzereymiş. Aradan uzun zamanlar geçmiş mevsimler mevsimleri kovalamış. Veli çok büyümüş. En sonunda dokuz yaşına basmış. Arkadaşları ile iyi geçinse de arada sırada haylazlıkları da olmuyormuş değilmiş. Anne ve babası uyarınca hemen düzeliyor ama biraz zaman geçince yine o yaramazlıkları yapıyormuş. Hem yaramaz hem uslu birçok özelliği olan bir çocuk olmuş.
    Günlerden bir gün arkadaşları ile elim baş oyunu oynuyorlarmış. Her tarafı toz içindeymiş. Oyun oynayan arkadaşlarına görünmeden ortadan kaybolmuş. Arkadaşları da Velinin nereye kaybolduğunu merak etmemişler. Çünkü onun kaybolduğunu bile fark etmemişler oyun telaşından. Saat baya geç olmuş. Eve gitmesi gereken çocuklar bir türlü eve gitmemek için direniyorlarmış. Sonra birden misket oynayan çocukların arkasında bulunan moloz yığınlarının ve yıkıntıların arkasından devasa bir şey çıkmış ortaya. Çocuklar çok korkmuşlar. Kafası insan kafasına benzemiyormuş, vücudu da çok acayip bir haldeymiş, ne insana benziyormuş ne de hayvana benziyormuş. Çocuklar bağrışmaya başlamışlar.
    Etrafta bas bas bağırarak “imdattt bu bir dev” demeye başlamışlar. Hem korkuyorlar hem de bu devi görmek için birbirileri ile yarışıyorlarmış. Daha küçük olan çocuklar korkularından altlarına bile kaçırmışlar. Anneler kocaman sopalarla ve küreklerle aşağıya inmişler. Amaçları devden çocuklarını korumakmış. Devin üzerine doğru ellerinde sopalarla koşturmuşlar. Dev kükreyince hemen terliklerini bile arkada bırakarak geri geri kaçmışlar. Artık herkes çok korkmuş. Ağlaya ağlaya kaçışmaya başlamışlar. Birden bire dev ne olduysa hemen ortadan kaybolmuş. Kimse nasıl kaybolduğunu anlamamış bile. Nereye gittiğini nasıl gittiğini gören olmamış. Birden bire ortaya çıkan o koca dev yine birden bire ortadan kayboluvermiş. Tabi ki bu koca dev küçük Veliden başkası değilmiş. Uzun sopaları geçirmiş ayağına birde büyük bir çuval giymiş. Olmuş mu sana kocaman bir dev.
    Onun amacı da dev olmak nasıl bir şeymiş merak etmektir. Ondan böyle bir şey yapmış. Çocukken kendini dev sanmasının sebebi de kendisinin de devlerden korkuyor olmasıymış. Bugün gerçekten devam görse o da korkarmış. Yatağına uzandığı yerden yaptığı şeyi düşünüp gülümsemiş. “Artık dev diye bir şey yok. O dev nasıl olsa bendim. İyi ki de bendim. Artık ben bile korkmuyorum devlerden” demiş. Böylece devlerin olmadığını kendisine bile ispatlamış. Yatağında huzurlu ve mutlu bir uykuya dalmış.
     
  5. anakin5555

    anakin5555 User

    Cin Düğünü

    Dedem, köyde yaşayan bir insan olduğundan mısır unu yapmak için değirmene gitmiş. Fakat sırayla yapıldığı için dedem en sona kalmış ve gece değirmene gitmiş. Sabah 4 civarlarında, mısırı öğütüp eve dönmek için yola koyulmuş. Ama yolculuğu sırasında yolda bir düğüne rastlamış. “Bu saatte düğün olur mu!” diye düşünmüş ve korkmaya başlamış. Bir süre sonra içlerinden biri, dedemin kolundan tutarak halayın içine almış. Oynamaya başlamışlar. Çuval da sırtında bu arada… Bir fırsat bulup dedem adamların ayaklarına bakmayı başarmış ve ayaklarının ters olduğunu fark etmiş. Korku içinde, çaresizce oynamaya devam etmiş. Bu arada aralarından bir kişi, düğün topluluğunun içine gelip ”Kara horoz ötmeye başladı.” demiş. Sonra, hepsi dağılmaya başlamış. Dedem de sırtında yükün ağırlığı ve korkunun etkisiyle yere yığılmış. Sabah olduğunda kalkmış ve koşa koşa evinin yolunu tutmuş. Eve geldiğinde, olanları teker teker anlatmış. 3 gün boyunca yataktan kalkamamış.
     
  6. Bir gün bir Yahudi köyünde İsimleri İzak ve Samuel olan iki köylü birbirleriyle tartışmaya girmişler , kimin haklı olduğunu öğrenmek için köyün ileri gelen Hahamına danışmaya gitmişler . Hahamın karşısına geldiklerinde İzak söze girmiş ' Haham efendi bu Samuel hep koyunlarını benim tarlamdan geçiriyor ve tarlam perişan oluyor adalet istiyorum ' . Haham İzak'a bakmış ve 'Haklısın' demiş . Tam haham İzak'a Haklısın dediği sırada Samuel söze girmiş 'İyi de haham efendi , koyunların su içmek için kullanabilecekleri tek yol bu tarla , ne yapsın susuzluktan ölsün mü hayvancağızlar demiş . Bunun üzerine Haham Samuel'e bakıp ' Haklısın ' demiş . O Sırada odada temizlik yapan Hahamın karısı konuşulanlara kulak kabartmış ve duydukları karşısında biraz hayret edip biraz sinirlenip Hahama ' Ya hu bu adamlar davalık , ikisi birden haklı olamaz ' diye çıkışmış . Bunun üzerine haham eşine dönmüş ve ' Sen de haklısın ' demiş . :)
     
  7. anakin5555

    anakin5555 User

    Hikâye – Roman Farkı
    Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:
    • Hikâye türü, romandan daha kısadır.
    • Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
    • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
    • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
    • Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
    • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.
    • :p:D:D
     

Sayfayı Paylaş